Son günlerde ilahi okuyan bir kişi üzerinden koparılan tartışmaları izliyorum. Açık söyleyeyim: Bu tartışmalar bana hiç yabancı gelmiyor. Çünkü bu ülkede yıllarca insanların nasıl yaşayacağına, neyi söyleyip neyi söyleyemeyeceğine, neyi yapıp neyi yapamayacağına karar vermeye çalışan bir anlayış vardı.
Oysa gerçek çok basit. Bu topraklarda ilahi de okunur, zikir de çekilir, semah da dönülür. Çünkü bunlar bu milletin kültürüdür, inancıdır, ruhudur. Bunları yok saymaya çalışmak, aslında toplumun kendisini yok saymaya kalkmaktır.
Geçmişte Kemalizm adına uygulanan laiklik yorumunun en büyük hatası da burada ortaya çıktı. Laiklik, insanların inancını koruması gereken bir ilkeyken, zaman zaman insanların yaşamına müdahale eden bir araca dönüştürüldü. Bu durum toplumu birleştirmek yerine ayrıştırdı, kutuplaştırdı.
Bugün yaşanan tartışmaların kökü de aslında o yıllara dayanıyor. Yıllarca bastırılan duygular, bastırılan kimlikler, bastırılan inançlar Ak Parti’ ile beraber kademe kademe doğal olarak daha görünür hale gelmeye başladı. Ak Parti güçlendikçe atılımlar peş peşe geldi. Bu da bazı kesimlerde hâlâ rahatsızlık yaratıyor. Ama gerçek şu: Bu süreç geçici.
Hatırlayın başörtüsü meselesini… Bir zamanlar ülkenin en büyük krizlerinden biri gibi sunuluyordu. CHP eskiden bu konuyu çok sert eleştiriyordu. sert konuşuyor, toplum geriliyordu. Bugün ise aynı CHP’nin genel başkanı geçmişte yanlış yapıldığını kabul ediyor. Bu bile zamanın nasıl değiştiğini gösteriyor.
Aslında mesele çok net: Başkasının hakkına zarar vermedikçe herkes inancını özgürce yaşayabilmelidir. Bu sadece dini bir prensip değil, aynı zamanda evrensel hukukun da temelidir.
Benim bakışımda ise mesele daha da basit: Bu ülkede hiçbir düşünce, hiçbir inanç, hiçbir yaşam tarzı diğerinden üstün değildir. Kemalizm de dahil olmak üzere herkes bu topraklarda eşit şekilde var olabilmeli, eşit şekilde yaşayabilmelidir.
Çünkü gerçek huzur, ancak kimsenin kimseye karışmadığı bir düzende mümkündür.